التَّفْسِيرُ المُيَسَّرُ: Arabic: تفسير المیسر; [King Fahad Quran Complex]
عربى - التفسير الميسر : حسَّن لهم الشيطان ذلك؛ لئلا يسجدوا لله الذي يُخرج المخبوء المستور في السموات والأرض من المطر والنبات وغير ذلك، ويعلم ما تُسرُّون وما تظهرون. الله الذي لا معبود يستحق العبادة سواه، رب العرش العظيم.
اللَّهُ لا إِلَهَ إِلا هُوَ أي: لا تنبغي العبادة والإنابة والذل والحب إلا له لأنه المألوه لما له من الصفات الكاملة والنعم الموجبة لذلك. رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ الذي هو سقف المخلوقات ووسع الأرض والسماوات، فهذا الملك عظيم السلطان كبير الشأن هو الذي يذل له ويخضع ويسجد له ويركع، فسلم الهدهد حين ألقى إليه هذا النبأ العظيم وتعجب سليمان كيف خفي عليه.
وقوله - تعالى - : ( الله لاَ إله إِلاَّ هُوَ رَبُّ العرش العظيم ) فى معنى التعليل لحقيقة السجود لله - تعالى - وحده .
أى : اجعلوا سجودكم لله - تعالى - وحده ، واتركوا السجود لغيره ، لأنه - سبحانه - لا إله بحق سواه ، وهو - سبحانه - صاحب العرش العظيم ، الذى لا يدانيه ولا يشبه شىء مما يطلق عليه هذا اللفظ .
( الله لا إله إلا هو رب العرش العظيم ) أي : هو المستحق للعبادة والسجود لا غيره . وعرش ملكة سبأ وإن كان عظيما فهو صغير حقير في جنب عرشه - عز وجل - ، تم هاهنا كلام الهدهد ، فلما فرغ الهدهد من كلامه .
ابن كثير : اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ۩
وقوله : ( الله لا إله إلا هو رب العرش العظيم ) أي : هو المدعو الله ، وهو الذي لا إله إلا هو رب العرش العظيم ، الذي ليس في المخلوقات أعظم منه .
ولما كان الهدهد داعيا إلى الخير ، وعبادة الله وحده والسجود له ، نهي عن قتله ، كما رواه الإمام أحمد وأبو داود وابن ماجة ، عن أبي هريرة ، رضي الله عنه ، قال : نهى النبي - صلى الله عليه وسلم - عن قتل أربع من الدواب : النملة والنحلة والهدهد والصرد . وإسناده صحيح .
الله لا إله إلا هو رب العرش العظيم قرأ ابن محيصن ( العظيم ) : رفعا نعتا لله . الباقون بالخفض نعتا للعرش . وخص بالذكر لأنه أعظم المخلوقات وما عداه في ضمنه وقبضته .
وقوله: (اللَّهُ لا إِلَهَ إِلا هُوَ ) يقول تعالى ذكره: الله الذي لا تصلح العبادة إلا له, لا إله إلا هو, لا معبود سواه تصلح له العبادة, فأخلصوا له العبادة, وأفردوه بالطاعة, ولا تشركوا به شيئا(رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ) يعني بذلك: مالك العرش العظيم الذي كل عرش, وإن عظم, فدونه, لا يُشبهه عرش ملكة سبأ ولا غيره.
حدثني يونس, قال: أخبرنا ابن وهب, قال: قال ابن زيد; في قوله: أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ إلى قوله (لا إِلَهَ إِلا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ) هذا كله كلام الهدهد.
حدثنا ابن حميد, قال: ثنا سلمة, عن ابن إسحاق بنحوه.
ومجيء جملة : { الله لا إله إلا هو } عقب ذلك استئناف هو بمنزلة النتيجة للصفات التي أجريت على اسم الجلالة وهو المقصود من هذا التذييل ، أي ليس لغير الله شُبهة إلهية .
وقوله : { رب العرش العظيم } أي مالك الفلك الأعظم المحيط بالعوالم العليا وقد تقدم . وفي هذا تعريض بأن عظمة مُلك بلقيس وعِظَم عرشها ما كان حقيقاً بأن يغرها بالإعراض عن عبادة الله تعالى لأن الله هو رب الملك الأعظم ، فتعريف { العرش } للدلالة على معنى الكمال . ووصفه ب { العظيم } للدلالة على كمال العظم في تجسم النفاسة .
وفي منتهى هذه الآية موضع سجود تلاوة تحقيقاً للعمل بمقتضى قوله : { ألا يسجدوا لله } . وسواء قرىء بتشديد اللام من قوله : { ألاّ يسجدوا } أم بتخفيفها لأن مآل المعنى على القراءتين واحد وهو إنكار سجودهم لغير الله لأن الله هو الحقيق بالسجود .
«اللَّهُ» لفظ الجلالة مبتدأ «لا» نافية للجنس «إِلهَ» اسم لا «إِلَّا» أداة حصر وخبر لا محذوف تقديره موجود «هُوَ» بدل من اسم لا «رَبُّ» خبر لمبتدأ محذوف تقديره هو رب «الْعَرْشِ» مضاف إليه «الْعَظِيمِ» صفة والجملة مستأنفة كسابقتها
Kur'an-ı Kerim metninin Türkçe Transkripsiyonu - Turkish Transcription of the Holy Quran - النسخ التركي للقرآن الكريم (A)llâhu lâ ilâhe illâ huve rabbu-l’arşi-l’azîm(i)
Turkish translation of Diyanet Vakfı Meali - Diyanet Vakfı Meali الترجمة التركية (Halbuki) büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur.
Turkish translation of Diyanet İşleri Meali (Eski) - Diyanet İşleri Meali (Eski) الترجمة التركية 22,23,24,25,26. Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: "Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Ora halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Göklerde ve yerde gizli olanları ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmemeleri için şeytan, kendilerine, yaptıklarını güzel göstermiş, onları doğru yoldan alıkoymuştur. Bunun için, doğru yolu bulamazlar. O çok büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka tanrı yoktur" dedi.
Turkish translation of Diyanet İşleri Meali (Yeni) - Diyanet İşleri Meali (Yeni) الترجمة التركية Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. Büyük Arş’ın Rabbidir.
Kur'an-ı Kerim Tefsiri » (Kur'an Yolu) Meal ve Tefsir »
Bir zaman cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları Süleyman’ın emrinde toplanmış, birlikte sevk ve idare ediliyordu.
﴾18﴿
Nihayet Karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca şöyle dedi: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; aman, Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!”
﴾19﴿
Onun bu sözünden dolayı Süleyman neşeyle gülümsedi ve “Ey rabbim!” dedi, “Gerek bana gerekse anne babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya beni muvaffak kıl. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat!”
﴾20﴿
Süleyman kuşları gözden geçirdi ve “Hüdhüdü niçin göremiyorum; yoksa kayıplara mı karıştı?” diye sordu.
﴾21﴿
“Ya bana açık bir gerekçe getirir veya onu şiddetle cezalandırırım ya da onu boğazlarım!”
﴾22﴿
Çok geçmeden hüdhüd gelip dedi ki: “Ben, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe’ halkından sana kesin bir bilgi getirdim.”
﴾23﴿
“Onları bir kadın hükümdarın yönettiğini gördüm; kendisine her imkân verilmiş; bir de muhteşem tahtı var.
﴾24﴿
Ancak onun ve halkının Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını da gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını güzel göstermiş, böylece onları yoldan alıkoymuş; bu yüzden doğru yolu bulamıyorlar.
﴾25﴿
(Şeytan bunu) göklerde ve yerde gizli olanı açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah’a secde etmesinler, diye yapmış.
﴾26﴿
Oysa büyük arşın sahibi olan Allah’tan başka tanrı yoktur.”
﴾27﴿
Süleyman da, “Doğru mu söylüyorsun yoksa yalancılardan biri misin, göreceğiz.
﴾28﴿
Şu mektubumu götür, önlerine bırak, sonra onların yanından çekil de ne sonuca varacaklarına bak.”
﴾29﴿
Sebe melikesi (adamlarına) şöyle dedi: “Beyler! Bana çok önemli bir mektup gönderilmiş!
﴾30﴿
Mektup Süleyman’dan gelmekte, rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla başlamaktadır;
Tefsir (Kur'an Yolu)
Cin “ateşten yaratılmış, gözle görülmeyen, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık” anlamına gelir (cinler hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/100; Cin 72/1-19). 17. âyetten Hz. Süleyman’ın cinlerle de irtibat kurduğu; ordusunun cinler, insanlar ve kuşlar olmak üzere üç sınıftan meydana geldiği anlaşılmaktadır. Cinleri gizli işlerde, insanları ülke savunmasında ve düşmana karşı savaşta, kuşları da haberleşme, su bulma vb. hizmetlerde istihdam ediyordu (İbn Âşûr, XIX, 240).
Tefsirlerde Karınca vadisinin Şam bölgesinde veya Tâif’te yahut Yemen’de karıncası çok olan bir yerin adı olduğu bildirilmektedir (Elmalılı, V, 3667). Bununla birlikte, böyle muayyen bir mekân olmayıp çok sayıda karıncanın bulunduğu herhangi bir yer de olabilir. Âyet, toplu halde yaşadığı bilinen karıncaların aynı zamanda bir topluluk düzeni içinde hareket ettiklerini de ifade eder. Süleyman üç sınıftan oluşan ordusunu düzenli bir şekilde yönetirken Karınca vadisi denilen yere gelmiş ve burayı geçerken de karıncaların başkanının onlara verdiği emri işitmiş, anlamış ve neşelenerek gülümsemiş, bütün bu nimetlerden dolayı rabbine şükür ve niyazını arzetmiştir.
Hüdhüd, çavuş kuşu denilen ve kendisine özgü nağmelerle öten bir kuş türünün adıdır. Bu âyette zikredilen hüdhüdün ise Süleyman’ın emrine verilmiş özel bir yaratık olduğu anlaşılmaktadır (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman-Cemal Kurnaz, “Hüdhüd”, DİA, XVIII, 461).
Sebe’ (Saba), aslında bir hânedan veya kabile ismi olup sonradan Yemen’deki Sebe’ Devleti’nin ve başşehri Me’rib’in adı olmuştur (bilgi için bk. Sebe’ 34/15).
Tefsirler Hz. Süleyman’ın hüdhüdü bilhassa çöllerde su bulmada istihdam ettiğini belirtiyorlar. Bir gün konakladığı susuz bir çölde kuşları teftiş etmiş, su bulmak için görevlendireceği hüdhüdün ortadan kaybolduğunu anlayınca kızmış ve mazeretini gösteren bir delil getirmediği takdirde onu âyette belirtilen ceza şekillerinden biriyle cezalandıracağını ifade etmiştir (Elmalılı, V, 3670). Hüdhüd çok geçmeden gelip Sebe’ ülkesinden Hz. Süleyman’a bilgi getirdiğini, orada bir kraliçenin yönetimindeki milletin, şeytana uyarak güneşe taptığını haber vermiştir (şeytanın insanlara, yaptıklarını güzel göstermesi ve onları doğru yoldan alıkoyması hakkında bk. En‘âm 6/43; Nahl 16/63). 22. âyette, ilim ve hikmet sahibi olmasına rağmen Hz. Süleyman’ın bilmediği bir şeyi herhangi bir hayvanın bilebileceği hatırlatılmaktadır (Râzî, XXIV, 190). Ayrıca bu âyet, bilgili kimselere ârız olabilecek kendini beğenme duygusuna karşı insanı dikkatli olmaya çağıran bir uyarıdır (Zemahşerî, III, 143).
Müfessirler Sebe’ ülkesinde hükümdar olan ve Kur’an’da adı anılmaksızın bahsi geçen kadının Belkıs bint Şürahbil olduğunu kaydetmektedirler (Şevkânî, IV, 128). Ancak kaynaklarda Yelkame bint el-Yeşrah b. Hâris veya Belkıs bint el-Hedahid b. Şürahbil, bir Habeş efsanesine göre Mâkedâ adlarıyla anıldığı da bildirilmiştir. Belkıs’ın kimliği hakkında kesin bilgi verilmemekle birlikte tarihçiler onun milâttan önce X. yüzyılda yaşamış, Hz. Süleyman’la çağdaş bir Arap kraliçesi olduğunu söylemişlerdir (bilgi için bk. Orhan Seyfi Yücetürk, “Belkıs”, DİA, V, 420; Kitâb-ı Mukaddes, I. Krallar, 10/1-10, 13; II. Tarihler, 9/1-9, 12). Süleyman aleyhisselâm, hüdhüdün sözünün doğru olup olmadığını anlamak için yazdığı bir mektubu kraliçeye götürüp sonuçtan kendisini haberdar etmesini hüdhüde emretti. Mektubun besmele ile başlaması ve Sebe’ halkının Süleyman’a teslim olmalarını istemesi, davetin hem siyasî hem de dinî olduğunu göstermektedir.
Kaynak :
Kur'an Yolu
Türkçe Meal ve
Tefsir
Ayet
Süleyman'ın,
cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen orduları onun önünde
toplandı. Hep birlikte düzenli olarak sevk ediliyorlardı. Nihayet karınca
vadisine geldikleri vakit bir karınca, "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin,
Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesinler" dedi. Süleyman, onun bu
sözüne tebessüm
ile gülerek dedi ki: "Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere
şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni
rahmetinle salih kullarının arasına kat!" Süleyman kuşlara göz atıp yokladı
ve şöyle dedi: "Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"
"Bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirmedikçe kesinlikle onu
ağır bir şekilde cezalandıracağım, ya da kafasını keseceğim." Derken Hüdhüd
çok beklemedi, çıkageldi ve (Süleyman'a) şöyle dedi: "Senin bilmediğin bir
şey öğrendim. Sebe'den sana sağlam bir haber getirdim." "Ben, onlara (Sebe
halkına) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir
tahtı olan bir kadın gördüm." "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe
taptıklarını gördüm. Şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece
onları yoldan
çıkarmış. Bu
yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar." "Göklerde ve yerde gizli olanı
ortaya çıkaran, sizin gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz şeyleri bilen Allah'a
secde etmesinler diye (şeytan onları yoldan çıkarmış.)" Allah kendisinden
başka hiçbir ilah bulunmayandır. Büyük Arş'ın Rabbidir. Süleyman, Hüdhüd'e
şöyle dedi: "Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın, göreceğiz."
"Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca
varacaklarına bak." Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bana
çok önemli bir mektup atıldı." "Mektup Süleyman'dan gelmiştir. O,
"Bismillahirrahmânirrahîm" diye başlamakta ve içinde ‘Bana karşı büyüklük
taslamayın ve teslimiyet göstererek bana gelin' denilmektedir."
﴾17-30﴿
Tefsir
Cin “ateşten
yaratılmış, gözle görülmeyen, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan
varlık” anlamına gelir (cinler hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/100; Cin
72/1-19). 17. âyetten Hz. Süleyman’ın cinlerle de irtibat kurduğu; ordusunun
cinler, insanlar ve kuşlar olmak üzere üç sınıftan meydana geldiği
anlaşılmaktadır. Cinleri
gizli işlerde,
insanları ülke savunmasında ve düşmana karşı savaşta, kuşları da haberleşme,
su bulma vb. hizmetlerde istihdam ediyordu (İbn Aşûr, XIX, 240). Tefsirlerde
Karınca vadisinin Şam bölgesinde veya Tâif’te yahut Yemen’de karıncası çok
olan bir yerin adı olduğu bildirilmektedir (Elmalılı, V, 3667). Bununla
birlikte, böyle muayyen bir mekân olmayıp çok sayıda karıncanın bulunduğu
herhangi bir yer de olabilir. Ayet, toplu halde yaşadığı bilinen
karıncaların aynı zamanda bir topluluk düzeni içinde hareket ettiklerini de
ifade eder. Süleyman üç sınıftan oluşan ordusunu düzenli bir şekilde
yönetirken Karınca vadisi denilen yere gelmiş ve burayı geçerken de
karıncaların başkanının onlara verdiği emri işitmiş, anlamış ve neşelenerek
gülümsemiş, bütün bu nimetlerden dolayı rabbine şükür ve niyazını
arzetmiştir. Hüdhüd, çavuş kuşu denilen ve kendisine özgü nağmelerle öten
bir kuş türünün adıdır. Bu âyette zikredilen hüdhüdün ise Süleyman’ın emrine
verilmiş özel bir yaratık olduğu anlaşılmaktadır (bilgi için bk. Ömer Faruk
Harman-Cemal Kurnaz, “Hüdhüd”, DİA, XVIII, 461). Sebe’ (Saba), aslında bir
hânedan veya kabile ismi olup sonradan Yemen’deki Sebe’ Devleti’nin ve
başşehri Me’rib’in adı olmuştur (bilgi için bk. Sebe’ 34/15). Tefsirler Hz.
Süleyman’ın hüdhüdü bilhassa çöllerde su bulmada istihdam ettiğini
belirtiyorlar. Bir gün konakladığı susuz bir çölde kuşları teftiş etmiş, su
bulmak için görevlendireceği hüdhüdün ortadan kaybolduğunu anlayınca kızmış
ve mazeretini gösteren bir delil getirmediği takdirde onu âyette belirtilen
ceza şekillerinden biriyle cezalandıracağını ifade etmiştir (Elmalılı, V,
3670). Hüdhüd çok geçmeden gelip Sebe’ ülkesinden Hz. Süleyman’a bilgi
getirdiğini, orada bir kraliçenin yönetimindeki milletin, şeytana uyarak
güneşe taptığını haber vermiştir (şeytanın insanlara, yaptıklarını güzel
göstermesi ve onları doğru yoldan alıkoyması hakkında bk. En‘âm 6/43; Nahl
16/63). 22. âyette, ilim ve hikmet sahibi olmasına rağmen Hz. Süleyman’ın
bilmediği bir şeyi herhangi bir hayvanın bilebileceği hatırlatılmaktadır
(Râzî, XXIV, 190). Ayrıca bu
âyet, bilgili kimselere ârız olabilecek kendini beğenme duygusuna karşı
insanı dikkatli olmaya çağıran bir uyarıdır (Zemahşerî, III, 143).
Müfessirler Sebe’ ülkesinde hükümdar olan ve Kur’an’da adı anılmaksızın
bahsi geçen kadının Belkıs bint Şürahbil olduğunu kaydetmektedirler
(Şevkânî, IV, 128) . Ancak kaynaklarda Yelkame bint el-Yeşrah b. Hâris veya
Belkıs bint el-Hedahid b. Şürahbil, bir Habeş efsanesine göre Mâkedâ
adlarıyla anıldığı da bildirilmiştir. Belkıs’ın kimliği hakkında kesin bilgi
verilmemekle birlikte tarihçiler onun milâttan önce X. yüzyılda yaşamış, Hz.
Süleyman’la çağdaş bir Arap kraliçesi olduğunu söylemişlerdir (bilgi için
bk. Orhan Seyfi Yücetürk, “Belkıs”, DİA, V, 420; Kitâb-ı Mukaddes, I.
Krallar, 10/1-10, 13;
Tarihler, 9/1-9,
12). Süleyman aleyhisselâm, hüdhüdün sözünün doğru olup olmadığını anlamak
için yazdığı bir mektubu kraliçeye götürüp sonuçtan kendisini haberdar
etmesini hüdhüde emretti. Mektubun besmele ile başlaması ve Sebe’ halkının
Süleyman’a teslim olmalarını istemesi, davetin hem siyasî hem de dinî
olduğunu göstermektedir.
Kur'an-ı Kerim'in İngilizcesi Cevriyazımı - English (Transliteration) of the Holy Quran - اللغة الإنجليزية (الترجمة الصوتية) للقرآن الكريم Allahu la ilaha illahuwa rabbu alAAarshi alAAatheem
İngilizce Sahih Uluslararası Dil - English Sahih International Language - صحيح اللغة الإنجليزية العالمية Allah - there is no deity except Him, Lord of the Great Throne."
İngilizce (Yousif Ali) - English (Yousif Ali) - اللغة الإنجليزية (يوسف علي) "Allah!- there is no god but He!- Lord of the Throne Supreme!"
İngilizce (Muhammad Marmaduke Pickthall) - English (Muhammad Marmaduke Pickthall) - اللغة الإنجليزية (محمد مرمدوق بيكثال) Allah; there is no God save Him, the Lord of the tremendous Throne.
(27:26) Allah: none but He is worthy of worship: He is the Owner of the glorious Throne. *35
*35) This is one of those verses of the Qur'an, whose recital makes it obligatory for one to perform a Sajdah (prostration), and there is a consensus on this of the Muslim jurists. The object of performing a Sajdah here is that a believer should set himself apart from the sun-worshippers and should decalre by his action that he does not regard the sun but Allah Almighty alone as his Deity and Lord.
Kurdish: تهفسیری ئاسان; [Burhan Muhammad-Amin]
كوردى - برهان محمد أمين : خوا ئهو زاتهیه که جگه لهو خوایهکی تر نیه خاوهنی تهختی مهزن وگهورهیه
Urdu: جالندہری; [Fateh Muhammad Jalandhry]
اردو - جالندربرى : خدا کے سوا کوئی عبادت کے لائق نہیں وہی عرش عظیم کا مالک ہے
Нет иного божества, кроме Аллаха, Господа великого Трона».
Люди не имеют права поклоняться с любовью и смирением кому-либо, кроме Всевышнего Аллаха, Единственного Истинного Бога. Это право принадлежит Ему одному, потому что только Он обладает совершенными качествами и одаряет Своих рабов благами. Ему принадлежит великий Трон, являющийся кровлей мирозданья и объемлющий небеса и землю. Вся эта Вселенная принадлежит одному Аллаху - Всемогущему Властелину, Который творит великие дела. Он заслуживает смирения и покорности рабов, которые обязаны кланяться и падать ниц перед Ним. Удод передал Сулейману это важное известие и оправдал свое отсутствие, а святой пророк удивился тому, что ничего не знал о происходящем в поселении сабейцев. Однако Сулейман не спешил с выводами, что подтверждает его сообразительность и благоразумие.
Italian: Piccardo; [Hamza Roberto Piccardo]
Italiano - Piccardo : Allah Non c'è dio all'infuori di Lui il Signore del Trono immenso”
Bosnian: Korkut; [Besim Korkut]
Bosanski - Korkut : Allah je nema boga osim Njega Gospodar svega što postoji"
Swedish: Bernström; [Knut Bernström]
Swedish - Bernström : Gud ingen gudom finns utom Han Herren till härlighetens och allmaktens tron"
Indonesian: Bahasa Indonesia; [Indonesian Ministry of Religious Affairs]
Indonesia - Bahasa Indonesia : Allah tiada Tuhan Yang disembah kecuali Dia Tuhan Yang mempunyai 'Arsy yang besar"
Indonesian: Tafsir Jalalayn; [Jalal ad-Din al-Mahalli and Jalal ad-Din as-Suyuti]
(Allah, tiada Tuhan yang wajib disembah melainkan hanya Dia, Tuhan Yang mempunyai Arasy yang besar") ayat ini merupakan jumIah Isti'naf, dimaksud sebagai pujian yang menyangkut pula di dalamnya sebutan Arasy Tuhan Yang Maha Penyayang sebagai imbangan dari arasy ratu Balqis, sekalipun perbedaan antara keduanya jauh sekali.
Bengali: মুহিউদ্দীন খান; [Muhiuddin Khan]
বাংলা ভাষা - মুহিউদ্দীন খান : আল্লাহ ব্যতীত কোন উপাস্য নেই; তিনি মহা আরশের মালিক।
Tamil: ஜான் டிரஸ்ட்; [Jan Turst Foundation]
தமிழ் - ஜான் டிரஸ்ட் : "அல்லாஹ் அவனையன்றி வணக்கத்திற்குரிய நாயன் வேறு இல்லை அவன் மகத்தான அர்ஷுக்கு உரிய இறைவன்" என்று ஹுது ஹுது கூறிற்று
(Allah, tiada Tuhan yang wajib disembah melainkan hanya Dia, Tuhan Yang mempunyai Arasy yang besar") ayat ini merupakan jumIah Isti'naf, dimaksud sebagai pujian yang menyangkut pula di dalamnya sebutan Arasy Tuhan Yang Maha Penyayang sebagai imbangan dari arasy ratu Balqis, sekalipun perbedaan antara keduanya jauh sekali.