1- سورة «الماعون» تسمى- أيضا- سورة «أرأيت» وسورة «الدين» وسورة «التكذيب» وهي مكية في قول الجمهور، وقيل: هي مدنية ...
قال الآلوسى: هي مكية في قول الجمهور ... وروى عن قتادة والضحاك أنها مدنية، وقال هبة الله المفسر الضرير: نزل نصفها- الأول- بمكة في العاص بن وائل، ونصفها- الثاني- بالمدينة في عبد الله بن أبى المنافق.
وعدد آياتها سبع آيات في المصحف العراقي، وست في المصاحف الباقية ....
2- ومن أهدافها: التعجيب من حال المشركين، الذين كذبوا بالبعث، واعتدوا على اليتامى، وبخلوا بما آتاهم الله- تعالى- من فضله، وهجروا الصلاة، ومنعوا الزكاة.
فالاستفهام في قوله- سبحانه- أَرَأَيْتَ للتعجيب من حال هذا الإنسان الذي بلغ النهاية في الجهالة والجحود ... ولتشويق السامع إلى ما سيذكر بعد هذا الاستفهام.
والخطاب للرسول صلى الله عليه وسلم ولكل من يصلح له. أى: أخبرنى- أيها الرسول الكريم- أرأيت وعرفت أسوأ وأعجب من حال هذا الإنسان الذي يكذب بيوم الدين، أى: بيوم البعث والجزاء والحساب وينكر ما جئت به من عند ربك من حق وهداية.
مما لا شك فيه أن حال هذا الإنسان من أعجب الأحوال، وعاقبته من أسوأ العواقب ...
والرؤية في قوله أَرَأَيْتَ يحتمل أن تكون بصرية، فتتعدى لواحد هو الاسم الموصول، كأنه- تعالى- قال: أأبصرت أسوأ وأعجب من هذا المكذب بيوم الدين.
ويحتمل أن تكون علمية، فتتعدى لاثنين، أولهما: الاسم الموصول والثاني: محذوف، والتقدير: أعرفت الذي يكذب بالدين من هو؟ إننا نحن الذين نعرفك صفاته، وهي:
البغوى : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
مكية
( أرأيت الذي يكذب بالدين ) قال مقاتل : نزلت في العاص بن وائل السهمي وقال السدي ومقاتل بن حيان وابن كيسان : في الوليد بن المغيرة . قال الضحاك : في [ عمرو ] بن عائذ المخزومي . وقال عطاء عن ابن عباس : في رجل من المنافقين .
ومعنى " يكذب بالدين " أي بالجزاء والحساب .
ابن كثير : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
مكية
يقول تعالى : أرأيت - يا محمد - الذي يكذب بالدين ؟ وهو : المعاد والجزاء
القرطبى : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
تفسير سورة الماعون
وهي سبع آيات
وهي مكية في قول عطاء وجابر وأحد قولي ابن عباس وغيره ومدنية في قول له آخر وهو قول قتادة
بسم الله الرحمن الرحيم
أرأيت الذي يكذب بالدين
قوله تعالى : أرأيت الذي يكذب بالدين أي بالجزاء والحساب في الآخرة ; وقد تقدم في ( الفاتحة ) . وأرأيت بإثبات الهمزة الثانية ; إذ لا يقال في أرأيت : ريت ، ولكن ألف الاستفهام سهلت الهمزة ألفا ; ذكره الزجاج . وفي الكلام حذف ; والمعنى : أرأيت الذي يكذب بالدين : أمصيب هو أم مخطئ . واختلف فيمن نزل هذا فيه ; فذكر أبو صالح عن ابن عباس قال : نزلت في العاص بن وائل السهمي ; وقاله الكلبي ومقاتل . وروى الضحاك عنه قال : نزلت في رجل من المنافقين . وقال السدي : نزلت في الوليد بن المغيرة . وقيل في أبي جهل . الضحاك : في عمرو بن عائذ . قال ابن جريج : نزلت في أبي سفيان ، وكان ينحر في كل أسبوع جزورا ، فطلب منه يتيم شيئا ، فقرعه بعصاه ; فأنزل الله هذه السورة .
الطبرى : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
القول في تأويل قوله جل ثناؤه وتقدست أسماؤه: أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (1)
يعني تعالى ذكره بقوله: (أرأيت الذي يكذب بالدين) أرأيت يا محمد الذي يكذّب بثواب الله وعقابه, فلا يطيعه في أمره ونهيه.
وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويل.
*ذكر من قال ذلك:
حدثني محمد بن سعد, قال: ثني أبي, قال: ثني عمي, قال: ثني أبي, عن أبيه, عن ابن عباس, في قوله: ( أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ ) قال: الذي يكذّب بحكم الله عز وجلّ.
حدثني الحارث, قال: ثنا الحسن, قال: ثنا ورقاء, عن ابن جُرَيج ( يُكَذِّبُ بِالدِّينِ ) قال: بالحساب.
وذُكر أن ذلك في قراءة عبد الله: " أرأيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ الدِّينَ" فالباء في قراءته صلة, دخولها في الكلام وخروجها واحد.
ابن عاشور : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (1) الاستفهام مستعمل في التعجيب من حال المكذبين بالجزاء ، وما أورثهم التكذيب من سوء الصنيع . فالتعجيب من تكذيبهم بالدين وما تفرع عليه من دَعّ اليتيم وعدم الحضّ على طعام المسكين ، وقد صيغ هذا التعجيب في نظم مشوِّق لأن الاستفهام عن رؤية من ثبتت له صلة الموصول يذهب بذهن السامع مذاهب شتى من تعرف المقصد بهذا الاستفهام ، فإن التكذيب بالدين شائع فيهم فلا يكون مثاراً للتعجب فيترقب السامع ماذا يَرِد بعده وهو قوله : { فذلك الذي يدع اليتيم } .
وفي إقحام اسم الإِشارة واسم الموصول بعد الفاء زيادة تشويق حتى تقرع الصلة سمع السامع فتتمكن منه كَمَالَ تَمكُّن .
وأصل ظاهر الكلام أن يقال : أرأيت الذي يكذب بالدين فَيدُع اليتيم ولا يحض على طعام المسكين .
والإِشارة إلى الذي يكذب بالدين باسم الإِشارة لتمييزه أكملَ تمييز حتى يتبصر السامع فيه وفي صفته ، أو لتنزيله منزلة الظاهر الواضح بحيث يشار إليه .
والفاء لعطف الصفة الثانية على الأولى لإفادة تسبب مجموع الصفتين في الحكم المقصود من الكلام ، وذلك شأنها في عطف الصفات إذا كان موصوفها واحداً مثل قوله تعالى : { والصافات صفاً فالزاجرات زجراً فالتاليات ذكراً }[ الصافات : 1 3 ] .
إعراب القرآن : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
«أَرَأَيْتَ» الهمزة حرف استفهام وماض وفاعله «الَّذِي» مفعول به والجملة ابتدائية لا محل لها «يُكَذِّبُ» مضارع فاعله مستتر «بِالدِّينِ» متعلقان بالفعل والجملة صلة.
Kur'an-ı Kerim metninin Türkçe Transkripsiyonu - Turkish Transcription of the Holy Quran - النسخ التركي للقرآن الكريم Era-eyte-lleżî yukeżżibu bi-ddîn(i)
Turkish translation of Diyanet Vakfı Meali - Diyanet Vakfı Meali الترجمة التركية Dini yalanlayanı gördün mü?
Turkish translation of Diyanet İşleri Meali (Eski) - Diyanet İşleri Meali (Eski) الترجمة التركية Dini yalan sayanı gördün mü?
Turkish translation of Diyanet İşleri Meali (Yeni) - Diyanet İşleri Meali (Yeni) الترجمة التركية Gördün mü, o hesap ve ceza gününü yalanlayanı!
Kur'an-ı Kerim Tefsiri » (Kur'an Yolu) Meal ve Tefsir »
Maûn Suresi
Hakkında
Mekke döneminde inmiştir. 7 âyettir. Mâ’ûn, yardım ve zekât demektir.
Nuzül
İniş sırasına göre on yedinci, mushaftaki sıraya göre yüz yedinci sûredir. Tekâsür sûresinden sonra Kâfirûn sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 4-7. âyetlerin Medine’de münafıklar hakkında indiğine dair rivayet de vardır (bk. İbn Âşûr, XXX, 563).
Konusu
Sûrede, biri Allah’ın nimetlerini ve hesap gününü inkâr eden nankör, diğeri amellerini gösteriş için yapan riyakâr olmak üzere iki tip insan tasvir edilmektedir.
Fazileti
Maûn Suresi 1. Ayet Tefsiri
Ayet
اَرَاَيْتَ الَّذٖي يُكَذِّبُ بِالدّٖينِؕ
﴿١﴾
Meal (Kur'an Yolu)
﴾1﴿
Gördün mü dini yalan sayanı?
Tefsir (Kur'an Yolu)
“Gördün mü?” sorusu, burada şaşılacak bir tutumdan söz edileceğine, dolayısıyla konunun önemli olduğuna dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Âyetteki din kelimesi, bilinen anlamı yanında “Allah’ın hükmü” veya “uhrevî yargı” mânasında da anlaşılabilir (bk. Taberî, XXX, 310). Ancak bunların birini inkâr eden diğerlerini de inkâr etmiş olacağı için sonuç değişmemektedir.
Din kelimesinin bir anlamı da “karşılık, ceza ve mükâfat”tır. Müfessirlerin çoğunluğu buradaki “din” kelimesiyle bu anlamın kastedildiğini belirtmiş; bu sebeple 2-3. âyetleri “böyleleri yapıp ettiklerinin ceza veya mükâfat olarak bir karşılığını göreceklerine (âhirete) inanmadıkları için, yetime kötü davranmaktan, yoksullara karşı ilgisiz durmaktan çekinmezler” şeklinde açıklamışlardır. Kuşkusuz buradaki yetime kötü muamele ve yoksulun derdiyle ilgilenmeme birer örnektir; dini yani âhiret sorgusu ve yargısını, uhrevî sorumluluğu ve sonuçlarını inkâr edenlerin başka özellikleri de bulunmakla birlikte burada Hz. Peygamber dönemindeki inkârcıların toplumsal ahlâkla ilgili en belirleyici ve yıkıcı tutumlarına iki örnek zikredilmiştir. Nitekim âyetin, putperestlerin tipik şahsiyetlerinden olan Âs b. Vâil hakkında indiği belirtilir (Râzî, XXXII, 111). Bununla birlikte âyetin genel amacı, insan sevgisinden mahrumiyetin en belirgin tezahürleri olan bu tür kaba ve haksız davranışları sergileyenleri kınamak ve bu yaptıklarının Allah katında en büyük kötülüklerden olduğuna, bunların temelinde dini, Allah’ın hükümlerini yahut âhireti inkâr etmenin bulunduğuna insanların dikkatini çekmektir (İbn Âşûr, XXX, 564). Yetim ve yoksul, toplumun zayıf ve himayeye muhtaç kesimlerini temsil eder. Bunları küçümseyerek hakaret eden, itip kakan kimse toplumdaki zayıfların haklarını çiğniyor demektir. Dinin insanlığa yönelik en büyük hedefi ise insanlar arasında sevgi ve dayanışmayı, paylaşmayı sağlamak, sıkıntıların da mutlulukların da paylaşıldığı bir insanlık bilinci oluşturmaktır.
Bu âyetler, bir taraftan bu tür davranışlar sergileyenleri kınarken diğer taraftan da gerçek dindarları yetim ve yoksullar gibi himayeye muhtaç olanlara yardım etmeye özendirmekte; ihtiyaç sahiplerine yardım konusunda başkalarını teşvik etmenin, hatta bunun için hayır kurumları oluşturarak sosyal yardımı daha verimli, düzenli ve sürekli hale getirmenin gereğini vurgulamaktadır.
Kur'an Yolu
Türkçe Meal ve
Tefsir
Maûn Sûresi
Rahmân ve Rahîm
olan Allah´ın adıyla
Nüzûl
İniş sırasına
göre on yedinci, mushaftaki sıraya göre yüz yedinci sûredir. Tekâsür
sûresinden sonra Kâfirûn sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 4-7. âyetlerin
Medine’de münafıklar hakkında indiğine dair rivayet de vardır (bk. İbn Aşûr,
XXX, 563).
Adı/Ayet Sayısı
Sûre adını son âyetinde geçen mâûn kelimesinden almıştır. “Eraeyte,
Eraeytellezî, Dîn, Tekzîb, Yetîm” adlarıyla da anılmaktadır.
Ayet
Gördün mü, o
hesap ve ceza gününü yalanlayanı!
﴾1﴿
Tefsir
“Gördün mü?”
sorusu, burada şaşılacak bir tutumdan söz edileceğine, dolayısıyla konunun
önemine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Ayetteki din kelimesi, bilinen anlamı
yanında “Allah’ın hükmü” veya “uhrevî yargı” mânasında da anlaşılabilir (bk.
Taberî, XXX, 310). Ancak bunların birini inkâr eden diğerlerini de inkâr
etmiş olacağı için sonuç değişmemektedir. Genellikle insanlar bir dine
inandıklarını, dolayısıyla doğru yolda olduklarını, sonuçta mutlu
olacaklarını, kendi dinlerine inanmayanların ise yanlış yolda olduklarını,
dolayısıyla bedbaht olacaklarını söylerler. Nitekim Hz. Peygamber
zamanındaki yahudiler, hıristiyanlar hatta putperest Araplar bile böyle
olduklarını iddia ediyorlardı (bk. Bakara 2/113). Yüce Allah bu sûrede asıl
dini yalan sayıp inkâr edenleri tarif ederek bunların
kimler
olduklarını ortaya koymuştur. Bunlar kimsesiz ve yardıma muhtaç durumda
bulunan yetimi küçümseyerek onu itip kakan, yoksullara kendisi yardım
etmediği gibi başkalarını da buna teşvik etmeyen kimselerdir. Kuşkusuz bu
özellikler birer örnektir; dini yahut âhiret sorgusu ve yargısını inkâr
edenlerin başka özellikleri de bulunmakla birlikte burada Hz. Peygamber
dönemindeki inkârcıların toplumsal ahlâkla ilgili en belirleyici ve yıkıcı
tutumlarına iki örnek zikredilmiştir. Nitekim âyetin, putperestlerin tipik
şahsiyetlerinden olan As b. Vâil hakkında indiği belirtilir (Râzî, XXXII,
111). Bununla birlikte âyetin genel amacı, insan sevgisinden mahrumiyetin en
belirgin tezahürleri olan bu tür davranışları sergileyenleri kınamak ve bu
yaptıklarının Allah katında en büyük kötülüklerden olduğuna, bunların
temelinde dini, Allah’ın hükümlerini yahut âhireti inkâr etmenin bulunduğuna
insanların dikkatini çekmektir (İbn Aşûr, XXX, 564). Yetim ve yoksul,
toplumun zayıf ve himayeye muhtaç kesimlerini temsil eder. Bunları
küçümseyerek hakaret eden, itip kakan kimse toplumdaki zayıfların haklarını
çiğniyor demektir. Dinin insanlığa yönelik en büyük hedefi ise insanlar
arasında sevgi ve dayanışmayı, paylaşmayı sağlamak, sıkıntıların da
mutlulukların da paylaşıldığı bir insanlık bilinci oluşturmaktır. Bu
âyetler, bir taraftan bu tür davranışlar sergileyenleri kınarken diğer
taraftan da gerçek dindarları yetim ve yoksullar gibi himayeye muhtaç
olanlara yardım etmeye özendirmekte; ihtiyaç sahiplerine yardım konusunda
başkalarını teşvik etmenin, hatta bunun için hayır kurumları oluşturarak
sosyal yardımı daha verimli, düzenli ve sürekli hale getirmenin gereğini
vurgulamaktadır.
Tefhimu’l-Kur’an [Kur’an’ın Anlamı ve Tefsiri] - Seyyid Ebu’l-A’la el-Mevdudi. TEFHİMÜ-L KUR'AN'DAN Mâ’ûn Suresi 1 . Ayet ve Tefsiri
Gördün mü 1 o şahıs ki ahiretteki ceza ve mükafatı2 yalanlar.3
1. "Sen gördün mü?" Bu hitab görünüşte Rasulullah'adır. Ama Kur'an'ın üslubu gereği, böyle durumlarda hitab her akıl sahibi insanadır. "Gördün mü?" nün anlamı, gözle görmektir. Çünkü ileride beyan edilecek şeyler, gözü gören her insanın görebileceği unsurlardır. Bunun anlamı, anlamak, bilmek ve düşünmek de olabilir. Meselâ biz, "bakın" diyoruz. Bunun anlamı, "biraz düşünün"dür. Ayetteki kelimeyi bu manada anlarsak, ayetin anlamı "biliyor musun ceza ve mükafaatı yalanlayanlar ne gibi kişilerdir?" olur. Veya "düşün o şahsın halini. Amellere ceza ve mükafaat verileceğini inkâr etmektedir." olabilir.
2. Burada "yükezzibu biddin" buyurulmuştur. "Din" Kur'an ıstılahında, ahirette amellerin karşılığı olarak kullanılır. Bu kelime aynı zamanda İslam için de kullanılır. Ama ilerideki açıklamalara dikkat edilirse birinci anlam daha uygun düşer. İkinci anlam kabul edilse de söz dizimine aykırı düşmez. İbni Abbas ikinci manayı tercih etmiştir. Müfessirlerin çoğu birinci manayı tercih etmişlerdir. Birinci manayı alırsak surenin anlamı, ahireti inkâr eden insanda bu karakterin meydana geleceğine işaret olur. İkinci manaya göre ise, surenin maksadı İslam dininin ahlâkî önemini açıklamaktır. Yani maksat, İslam dininin surede tanımlanan karakterinin tersine bir karakter meydana getireceğini açıklamaktır.
3. Ayetin üslubundan anlaşılıyor ki, bu soru ile başlanmasının nedeni, "bu adamı gördün mü, görmedin mi?" şeklinde soru sorulması için değildir. Muhatabı, ahireti inkar eden insanda ne gibi bir karakter meydana geleceğini düşünmeye davet etmek içindir. Aynı zamanda ahirete inananların ahlâkî önemini anlamaya çalışmayan ve bu akideyi yalanlayanların ne biçim insanlar olduklarını öğrenmeye teşvik etmek içindir de.
(أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ ١ )
[سُورَةُ المَاعُونِ: 1]
(أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ ١ )
Al-Ma'un ( Small Kindnesses ): 1
Kur'an-ı Kerim'in İngilizcesi Cevriyazımı - English (Transliteration) of the Holy Quran - اللغة الإنجليزية (الترجمة الصوتية) للقرآن الكريم Araayta allathee yukaththibu biddeen
İngilizce Sahih Uluslararası Dil - English Sahih International Language - صحيح اللغة الإنجليزية العالمية Have you seen the one who denies the Recompense?
İngilizce (Yousif Ali) - English (Yousif Ali) - اللغة الإنجليزية (يوسف علي) Seest thou one who denies the Judgment (to come)?
İngilizce (Muhammad Marmaduke Pickthall) - English (Muhammad Marmaduke Pickthall) - اللغة الإنجليزية (محمد مرمدوق بيكثال) Hast thou observed him who belieth religion?
English: Maududi; [Abul Ala Maududi]
English - Tafheem -Maududi : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
(107:1) Did you see him *1 who gives the lie to the Reward and Punishment *2 of the Hereafter? *3
*1) The words "have you seen", apparently, are directed to the Holy Prophet (upon whom be peace), but the Qur'anic style is that on such occasions it generally addresses every intelligent and thinking person. And "seeing" means seeing with the eyes, for what has been described in the succeeding verses can be seen by every seer with his eyes, as well as knowing, understanding and considering something deeply. If the word ara'aita is taken in the second meaning, the verse would mean: "Do you know the kind of man who belies the rewards and punishments." Or: "Have you considered the state of the person who belies the Judgment? *2) The word ad-din as Qur'anic term is used for the rewards and punishments of the Hereafter as .well as for the religion of Islam. But the theme that . follows is more relevant to the first meaning, although the second meaning also is not out of the context: Ibn 'Abbas has preferred the second meaning, while a majority of the commentators have preferred the first. In case the first meaning is taken, the theme of the Surah would mean that denial of the Hereafter produces such and such a character in man; in case the second meaning is taken, the object of the Surah would be to highlight the moral importance of Islam, to stress that Islam aims at producing an altogether different character in its adherents from that found in its deniers. *3) The style shows that the object of asking this question at the outset is not to ask whether he has seen the person or not, but to invite the listener to consider as to what kind of character is' produced in man when he denies the judgement of the Hereafter, and to urge him to know the kind of the people who belie this creed so that he tries to understand the moral significance of belief in the Hereafter.
Kurdish: تهفسیری ئاسان; [Burhan Muhammad-Amin]
كوردى - برهان محمد أمين : ئایا سهرنجت نهداوه لهو کهسهی ئاینی خوا به درۆ دهزانێت
Urdu: جالندہری; [Fateh Muhammad Jalandhry]
اردو - جالندربرى : بھلا تم نے اس شخص کو دیکھا جو روز جزا کو جھٹلاتا ہے
Persian: آیتی; [AbdolMohammad Ayati]
فارسى - آیتی : آيا آن را كه روز جزا را دروغ مىشمرد ديدى؟
Uyghur: محمد صالح; [Muhammad Saleh]
Uyghur - محمد صالح : دىننى ئىنكار قىلغان ئادەمنى كۆردۈڭمۇ؟
French: Hamidullah; [Muhammad Hamidullah]
Français - Hamidullah : Vois-tu celui qui traite de mensonge la Rétribution
German: Bubenheim & Elyas; [A. S. F. Bubenheim and N. Elyas]
Deutsch - Bubenheim & Elyas : Siehst du nicht denjenigen der das Gericht für Lüge erklärt
Spanish: Cortes; [Julio Cortes ]
Spanish - Cortes : ¿Qué te parece el que desmiente el Juicio
Portuguese: El-Hayek; [Samir El-Hayek ]
Português - El Hayek : Tens reparado em quem nega a religião
Russian: Кулиев; [Elmir Kuliev]
Россию - Кулиев : Видел ли ты того кто считает ложью воздаяние
Italiano - Piccardo : Non vedi colui che taccia di menzogna il Giudizio
Bosnian: Korkut; [Besim Korkut]
Bosanski - Korkut : Znaš li ti onoga koji onaj svijet poriče
Swedish: Bernström; [Knut Bernström]
Swedish - Bernström : VAD ANSER du om den [människa] som förnekar Domen
Indonesian: Bahasa Indonesia; [Indonesian Ministry of Religious Affairs]
Indonesia - Bahasa Indonesia : Tahukah kamu orang yang mendustakan agama
Indonesian: Tafsir Jalalayn; [Jalal ad-Din al-Mahalli and Jalal ad-Din as-Suyuti]
Indonesia - Tafsir Jalalayn : أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ
(Tahukah kamu orang yang mendustakan hari pembalasan?) atau adanya hari hisab dan hari pembalasan amal perbuatan. Maksudnya apakah kamu mengetahui orang itu? Jika kamu belum mengetahui:
Bengali: মুহিউদ্দীন খান; [Muhiuddin Khan]
বাংলা ভাষা - মুহিউদ্দীন খান : আপনি কি দেখেছেন তাকে যে বিচারদিবসকে মিথ্যা বলে
Tamil: ஜான் டிரஸ்ட்; [Jan Turst Foundation]
தமிழ் - ஜான் டிரஸ்ட் : நபியே நியாயத்தீர்ப்பைப் பொய்ப்பிக்கின்றானே அவனை நீர் பார்த்தீரா
(Tahukah kamu orang yang mendustakan hari pembalasan?) atau adanya hari hisab dan hari pembalasan amal perbuatan. Maksudnya apakah kamu mengetahui orang itu? Jika kamu belum mengetahui: